BOTS Ekolü çalışmalarında ve insana yaklaşımında şu üç felsefi yaklaşımı benimser:

Gerçeklikle Yüzleşme

Çocuk, anne babasını, genellikle ergenliğe kadar hiç bıkmadan sevebilen ve onların iyi birer rehber olduğuna kendisini güçlü bir şekilde inandıran bir varlıktır. Yaşadığı hayatı anlamaya ve anlamdırmaya çalışırken gözlerine taktığı bir çift pembe gözlükle yaşar. Bu pembe gözlük çocuğun uğradığı zararları minimize etmesine, yok saymasına, inkar etmesine, bu zararlarla ilgili savunma mekanizmaları geliştirmesine neden olur. Bu pembe gözlükler sayesinde, çocuk aile ilişkileri içerisinde gördüğü sistematik zararları da görmezden gelebilir. Aslında bunu yapmak zorundadır. Hayatta kalabilmesi için ailesiyle devam etmeye mecburdur ve devam edebilmek için kendisini “dünyanın iyi ve güvenli bir yer olduğuna” inandırması gerekir.

Gelişimin doğal ve ideal ilerleyişi, bizlerin yavaş ve güvenli bir şekilde pembe gözlüklerimizi indirmemize ve dünyanın ve insan ilişkilerinin sandığımız kadar güvenli olmadığını görmemize olanak sağlar. Ancak yaşadığımız travmatik deneyimler bizi gerçeklerden uzaklaştırır ve bunun için koruyucu savunma mekanizmaları yaratır.

BOTS Ekolü savunma mekanizmalarımızın işlevselliğini koruyarak, bizleri hayatımızın gerçekleriyle daha güçlü bir şekilde yüzleşmeyi hedefler. kendi gerçekleriyle yüzleşebilen birey, içsel olarak güçlenmeye ve kendi hayatının sorumluluğunu almaya başlar.

Yeterli İşlevsellik

İnsan “olduğu kadarıyla işlev gören bir varoluş” niteliğine sahiptir. Bu, insan gelişiminin en temel niteliğidir. Anne karnından itibaren tüm fiziksel gelişimimiz bu temel üzerine kuruludur. Anne karnındaki yaşam üzerinde yapılan araştırmalarda, bebeklerin organlarının oluşumunun hemen arkasından “oluştuğu kadarıyla” çalışmaya başladığını biliyoruz artık.

Anne karnındaki bebeğin kulakları işitir, gözleri görür, elleri kolları, bacakları ve ayakları hareket eder, ağzı açılıp kapanır, dili kımıldar, akciğerleri genişler ve daralır. İçinde bulunduğu suyu yutar, onu idrar kesesinden boşaltır. Koku alır ve hangi tatlardan hoşlanıp hoşlanmadığını ayırt etmeye başlar. Karna dokunan elin anneye ait olup olmadığının ayrımına varır. Annenin sesini, kalp ritmini ve kokusunu diğer tüm ses, ritim ve kokulardan ayrıştırır.

İnsanın olduğu kadarıyla işlev gördüğü önermesi, enerji beden için de geçerli bir önermedir. Enerji bedenin her dönemde, farklı niteliklerde bedene yerleşmesi ve işlev görmeye başlaması, insanın karakter gelişimine dair unsurlarda da “olduğu kadarıyla” işlev görmesine neden olur.

BOTS Ekolü olgun bir bireyin oluşabilmesinin kişinin “yeterli hissedebilme kapasitesine” bağlı olduğunu savunur. Bu noktada yeterli olmasına rağmen yetersiz hisseden bireylerin bu durumu içsel olarak düzenlemesine, gerçek yetersizlik durumlarında ise yeni beceriler geliştirmesine olanak sağlayan bir okuldur.

Telafi Edilebilirlik

Bizler sevginin sonsuz bir kaynak olduğunu bilerek dünyaya geliriz. Bununla birlikte bizi büyüten aile üyeleri sevgiyi deneyimlemek için oldukça kısıtlı kaynaklardır. Bu nedenle sevgiyi ve sevgiye dair tüm unsurları sonsuz bir şekilde alabileceğimizi bilen tarafımız, bu kısıtlı kaynaklar nedeniyle acı çeker.

Bilinçli birey bu kısıtlı kaynaklardan özgürleşmiş olan ve kendi kaynaklarını kendisi yaratmayı başarabilen bireydir. Bu sonlu hayatın içinde ihtiyacımız olan bazı kaynaklardan yoksun bir şekilde büyümüş olsak da yaşamın ilerleyen aşamalarında bunları telafi edebiliriz.

BOTS Ekolü kişinin gelişimsel dönemlere göre karşılanmamış ihtiyaçlarını giderme ve kaynaklarını düzenleme becerisi olduğunu savunur ve bunun için sahip olmamız gereken becerileri elde etmenin yollarını gösterir.